8/25/2012

Çikolata Ağacı ve Yaz Şerbetleri ♥


11 ay boyunca yolunu gözlediğimiz canımız, kanımız Ramazan ayımızı uğurlamışken...
Gözlerimiz/gönlümüz dolu dolu, dudaklarımızı küçük bir çocuk gibi büzüp bakakaldık ardından.
Kim bilir görebilecek miydik tekrar, kavuşabilecek miydik yeniden?..
Rabbim! tekrar tekrar imanla, selâmetle, sağlıkla kavuşmak nasip eyle..

Zahmetsiz bir misafir değil mi? Ne yedirip içirmemizi bekledi ne de yatacak yer hazırlamamızı.. "Siz beni tutun ben de sizi tutayım" dedi. Karşılıklıydı bazı şeyler, güzele ulaşmak için feda etmek gerekiyordu biraz maldan, biraz candan.
Oruçla hayat buldu canlar; hakikatte sadece aç kalmak değildi oruç tutmak..
Nefis muhasebesi idi..
Mücâdele idi..
Güzel ahlâkı elde etmek için Rabbimizin bir aylık "hızlandırılmış programı" idi belki de.
11 ay maddî ve mânevî yönden ağırlaşan, kirlenen bedenler huzura kavuşsun diye eşsiz bir hediye idi.

Evet, gönüldaşlarım.. Kimileri misafir edemedi bu güzelim ayı. Ev sahibinden razı olmayarak ayrılan bir misafir, yarın huzur-u ilahide şikayetçi olmaz da ne olur? Allah muhafaza buyursun.
Ey Rabbimiz! Ramazan-ı şerifi bizden razı eyle, ahirette onu lehimize çok hayırlı ve makbul bir şahit ve şefaatçi eyle! Amin.

Bir şey duydum, size de duyurmadan edemem. Selef-i sâlihîn (geçmiş büyüklerimiz) kendilerini Ramazan ayına ulaştırması için Allâh'u Tealaya 6 ay duâ ederler, ona kavuştuktan sonra da kendilerinden kabul buyurması için yine 6 ay duâ ederlermiş!..
(Suyûti)

Bakın ne hassas bir konu. Ne ince bir çizgide yol almışlar. Havf ve recâ (korku ile ümit) arası olmak demek bu olmalı. Ramazan ayını özlemek, ona kavuşmayı istemek kadar kabul olmayı gözlemek. Aksinden korku içinde olmak..

Bu arada takip eden bütün dostlarıma kalbi selamlar ve sevgiler. Ben oburumben'e devam ederken, gelen giden ziyaretçilerime göz gezdirirken onların arasında tanıdığımız dostların da bulunduğunu bilmiyordum. Sonradan öğrendim ki, karşılıklı tanıdığımız insanlarla hiç bilmeden/ birbirimizi bulmuşuz.
Fi'l kalbi minel kalbi ilel kalbi sebilen. Kalpten kalbe yol vardı, değil mi?
Bilvesile burdan Sevgili Melek teyzeme ve kızlarına çok çok selamlarımı gönderiyorum. Var'olasınız ♥♥

Dallar çilek açtı bizde.. :)
Yaprak çikolata yapmak çok zevkli bir iş fakat yazın sıcağında değil.. Siz şekillendirmek için uğraşıyorsunuz, çikolata da kendini eritmek için uğraşıyor.. İnatlaşılacak gibi değil, öyle düşündüyseniz. Çünki ben illa da yapacağım deyip aldım erimiş çikolatamı buzdolabının kapağını açıp içinde çalışmamı yapmaya çalıştım. Dolabın serinliği işime yaramadı değil fakat elimin sıcaklığı başıma dert oldu bu sefer :)
Defalarca aynı işlemi tekrarladım, çikolatayı tekrar tekrar yaprakların üstüne sürüp buzluğa koydum ama çıkardığım an çikolatalar elimde eriyordu. Velhâsıl elime yüzüme bulaştırdım..
Çikolata yapraklarını elde etmek için kurumuş yapraklara ihtiyacınız var. Bahçede yarı eğilmiş bir vaziyette, hangi tür yaprağın damarlarının daha güzel olduğunu incelerken komşu teyzenin beni camdan izlediğinin farkındaydım. En sonunda dayanamayarak cama çıkıp, kızım asma yaprağı arıyorsan evde var, demesi üzerine pasta yapımında kullanacağımı söyledim. Anlam veremedi, güzel bir şeyler olduğunu düşünmüş olacak ki, maşaallah kızım maşaallah dedi ve içeri girdi...

Pandispanyası için: 
  • 4 adet oda ısısında yumurta
  • 1,5 su bardağı tozşeker
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 3 yemek kaşığı nişasta
  • 1,5 su bardağı un (miktarı arttırılabilir)
  • 3 yemek kaşığı kakao

Pandispanya için yumurta ve şekeri çırpma kabına alıp rengi iyice açılana ve kabarana kadar önce hızlı sonra orta devrede çırpalım. Kabartma tozu, vanilya, nişastai kakao ve un birlikte ayrı kapta eleyelim ve yumurtalara ekleyelim, tahta bir kaşıkla aynı yöne karıştıralım. Kalıba dökelim. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında pişirelim.

Kreması için:  200 ml sıvı kremayı 3 çorba kaşığı pudra şekeri ile mikser yardımıyla çırpalım. Koyulaşmaya başlayınca 1 pkt krema sertleştiricisi ekleyip çırpmaya devam
edelim. Kremamız da hazır. Şimdi sıra soğuyan pandispanyayı kesmek ve ıslatmak kaldı. Ben çoğunlukla şekerli süt ile ıslatıyorum.  Pastayı ikiye veya üçe bölelim. Kremayı ara katlara ve en üste sürelim. Çikolata işine hiç girmeyeyim derseniz dışını hindistan cevizi tozuyla süsleyip, mevsim meyveleri dizebilirsiniz..



Bir süre evvel hazır paket gıdaları bırakma kararı aldık annemle. Mümkün mertebe her şeyi kendi mutfağımızda, kendi malzemelerimizle hazırlamaya gayret ediyoruz. Hazır gıdalardan uzaklaşmak için bir işaret beklemeyelim. Gelmeyecek! Biz harekete geçmedikçe bir şeyler yoluna girmeyecek..
Sağlık sorunları almış başını gidiyor.. Bununla birlikte hiçbir zararlı yiyecekten feragat etmeyen neticesinde hastalığa yakalananların bunu bir kader meselesi yapmaları ne kadar tuhaf değil mi? 
"Birgün gelir yedikleri insanın tuzağı olur" diyen Dâvûd aleyhisselâm asırlar evvel bu gerçeğe dokunmuş.
"Can boğazdan gelir" demişler. Doğrudur, can boğazdan gelir ve boğazdan gider... Bahsi gelmişken "Can Boğazdan Çıkar" isimli kitabı sağlığınız için okumanızı/hatta kitabı sindirmenizi kesinlikle tavsiye ediyorum.
Merak edenler için kitaptan birkaç minik alıntı sunalım, ne dersiniz?

İbn-i Sina'ya sormuşlar "Hastalık nedir?" diye. O da "Bir önceki yediğini sindirmeden ikinci bir yemeği yemektir." cevabını vermiş.
(s.92)
Sizin Allah'a en sevimli olanınız, yemesi en az ve bedenen en hafif olanınızdır. (hadis-i şerif)
Eski İslam tababet kitaplarında "Mü'min, günde bir öğün, insan günde iki öğün, hayvan günde 3 öğün yer." diye bir hüküm sık sık vurgulanır. Kuran'ın tarif ettiği cennet ehli de günde iki kere yemek yerler: "Orada boş sözler değil, sadece 'selam' sözü işitirler. Ve sabah akşam rızıklarını hazır bulurlar. (Meryem, 62)
(s.95)
İbni Sina, et ürünleri ile süt ürünleri arasına en az 8 saatlik bir zaman aralığı konulması gerektiğini vurgular. Bugün pek bilinmese ve uygulanmasa da aynı sakınca ET ile EKMEĞİN birlikte yenilmesinde de söz konusudur. 
En az 16 defa çiğnenmemiş bir lokma hemen hemen hiç çiğnenmemiş gibidir. Yenilen lokmanın ağızda kimus (boza kıvamı) haline gelmesi, aldığımız besinin mahiyetine göre en az 16 ve 45 arası çiğneme ile mümkün olabiliyor.
Kılcal damarları tıkanmış bir vücut, şebeke sistemi bozulmuş bir bahçeye benzer. [...] Mukavkıs'ın doktoruna verdiği cevapta Peygamberimiz sav ne buyurmuşlardı:
"Biz acıkmadan yemeyiz, yediğimiz zaman tıka basa midemizi doldurmayız ve senede bir hacamat yaparız."
İşte hacamat, her şeye rağmen yediklerimiz ve içtiklerimizden dolayı tıkanmış olan kan damarlarının açılması, temiz kanın yeniden her uzva yeterli miktarda ulaşabilmesi için yapılan işlemdir ve "sünnet"tir. 
Etli ekmek yapılacaksa, o yemeği o etin yağıyla pişirmek en iyisidir. Çünkü her et, ancak kendi yağı ile kolay piştiği gibi yine kendi yağı ile rahatça hazmedilir. 
Meyveleri mümkün mertebe kabukları ile birlikte yemekte yarar var. Katı meyveler sıkılacağı zaman soymadan kabukları ile birlikte sıkmak gerekir. Çünkü meyvelerde çoğu kere en kıymetli kısım, kabuğun hemen altında yer alır.

Mehmet Ali Bulut | Can Boğazdan Çıkar

Sonraki yazılarımızda katkı maddelerindeki şüphe konusuna değinelim inşaallah. Çok mühim bir mevzu. Hazır yoğurttan, krem şantiye acaba düşünmeden yediklerimiz temiz ve helal mi?...

Şerbet tariflerini ramazanın başından beri yazma niyetindeydim, bugüne nasipmiş.. Birazda ordan hasbihâl edelim.. ♥


~~ Osmanlı'da Şerbet ~~

Evet efendim,, hepimizin malumudur ki Osmanlı sofra kültüründe şerbetin çok önemli yeri vardır. Osmanlılar mevsim meyvelerini bol şekerle kaynatıp saklarlar, kışın su ekleyerek sıcacık içerler, yazın da soğutarak tüketirlerdi. Bu hoşgüvâr* içecekler içenlere hem enerji, vitamin, hem de bir ferahlık vesilesi olur idi. Gönüller mes'ûd, mideler hoşnûd olur idi.. Yemek sonrasında duâlar art arda dizilir;
"El-hamdü li-llâh, Eş-şükri li-llâh, Hak berekâtın vere, demler, safâlar ziyâde ola" diye duâlar peyderpey** sıralanır ve yiyenlere âfiyet olsun kabîlinden "Hazmı âsân ola.." derlerdi. Bu, hazmı kolay ola, afiyet şifa ola mânâsına gelirdi..



Bu kısa mâlumattan sonra..

Bizim evde her ramazan bir tarife takılır ramazan boyunca bıkmadan usanmadan yapıp yeriz. Bu ramazan, yazın en can alıcı noktasına denk geldiği için yiyecekten ziyade içeceklere yöneldik. Bunlardan biri evde hazırladığımız aynı zamanda bizim için bu yazın favori içeceği diyebileceğimiz "ŞEFTALİLİ ÇAYLI FERAHLATAN İÇECEK" (Ice tea) oldu, bir diğeri kara erik şerbeti oldu. Bir diğeri, Sevgili Herdem ablanın hazırladığı gülâblı*** şerbet oldu...

Kara Erik Şerbeti için: bol miktarda eriği güzele yıkayıp üstünü geçecek kadar su ilavesiyle ve yeterince şekerle (arzuya göre 1-2 sap karanfil) birlikte kaynattık. Erik tanelerini süzmek için kevgirden geçirdik ve şişelere boşalttık. İftardan sonra buzları doldurup su niyetine kana kana içtik.

Kayısı ve Gülsuyu ile Şerbet: 1 kase kayısı reçeli (taze kayısıları birebir miktarda şekerle bir taşım kaynatıp şerbet için kullanabiliriz) süzgeçten geçirelim. Birkaç dilim zencefil, 1 limonun suyu, 1 çay bardağı gülsuyu ve taze yeşil nane yapraklarıyla karıştırıp buzdolabında 1-2 saat dinlendirelim. Buz küplerini koyup servis yapabiliriz ;)

Şeftalili Çaylı Şerbet: 4-5 adet şeftaliyi yıkayıp kabuklarıyla birlikte doğrayalım, tencereye alalım. Üzerini biraz geçecek kadar su ilave edelim. 1 su bardağı şeker ekleyip bir taşım kaynatalım.
Diğer yanda 3 poşet bergamot aromalı siyah çayı demleyelim. Çayı, şeftalilere ekleyelim. 1 adet limonun suyunu sıkalım ve şerbet ılınınca buzdolabına kaldırıp 1-2 saat soğutalım. Servise yakın taze nane yapraklarını  katıp karıştıralım. Aromasını veren naneleri çıkaralım bardaklara doldurup servis yapalım.

Başınızı ağrıttım, affola.
Sağlık ve esenlikle kalın,,
selâm ve duâ ile..


mini lügât:
    *hoşgüvâr: hazmı kolay, leziz
  **peyderpey: peşpeşe
***gülâb: gülsuyu

2 yorum:

Mutfak Havlusu dedi ki...

üzeri ne kadar güzle olmuş!
Çok hoş yaa,harika birşey nasıl yaptınız o motifleri?
Zahmetli ve güzle bir görüntü çıkmış ki lezzette değinmiyorum bile oradan emin bir görüntü karşılıyor:-)
ellerinize sağlık olsun.

oburumben dedi ki...

teşekkür ederim :)
aslında oldukça kolay yaprakları hazırlamak.. yazıyı okuduysanız, bahçeden topladığım dökülmüş yapraklarla hazırladım ;)
Benmari erittiğim çikolatayı yapragın ters yüzüne kalın bir tabaka halinde sürdüm ve dondurucuda beklettim. Sonra çıkardım ve çikolatayı yapraktan dikkatlice soydum ;) hepsi bu.

 

Oburumben Copyright © 2009 Cookiez is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template